28.10.12

BALIM


Ocak 2012'nin sonlarındayız. Liseden bir arkadaşım bir fotoğraf paylaşmış; dışarıda kış iyice bastırmış. Küçük bir kedi de eve sığınmış ve ona yuva arıyor. Ben de 2 aydır sokak hayvanlarını sahiplendiren birkaç sayfa ve siteyi takip ediyorum. Bir yandan da evdekileri ikna etmeye çalışıyorum. Ve o kedinin fotoğrafını görünce büyüleniyorum.. Hemen ikna turlarını güçlendiriyorum. Ve nasıl oluyorsa izin alıyorum. Geriye bir tek kızıma kavuşmak kalıyor. Arkadaşım, Avcılar'dan İstanbul'un diğer bir ucuna kediyi getiriyor. O kadar minik ki... İnanamıyorum ona sahip olduğuma, şaka gibi geliyor! Tarih: 05.02.2012 ve hayatımın en mutlu günlerine başlangıç yapıyorum... Onun büyüdüğünü görmek, saçma oyunlarını izlemek saatlerce...Hayvan beslemeyenlere diyecek bir lafım yok, onlar anlayamazlar zaten bunun ne kadar güzel bir his olduğunu...ama evini bir hayvanla paylaşanlar çok iyi anlayacaktır beni.
Neyse, o zamandan bu yana 9 ay geçmiş. Kızımı blog alemine de tanıtmadan olmazdı... İşte Balım'a ben böyle kavuştum...


5.10.12

Siyah Beyaz Bir Hikaye

Bir Adam düşün; üzerinde bol bir ceket dizlerine değiyor etekleri, pantolon paçaları yıpranmış... Elleri ceplerinde, omuzları hafiften çökmüş... Tel tel saçları taranmamış kimbilir ne zamandır... Siyah beyaz her yer...Gece gibi sessiz, gündüz gibi çıplak... Bir adam düşün; bir Sur'un tepesinde...Yürüyor Sur boyunca, elleri ceplerinde... Belli ki canı sıkkın...

Sur'un bir yanından batarken Güneş; yüzünü ısıtıyor son bir çabayla. Diğer yandan esen rüzgarsa hatırlatıyor Güneş'in de çekip gideceğini... Kim gitmemiş ki şimdiye kadar? Gülüyor, belli belirsiz, haline... Yüzündeki kırışıklıklar daha bir belirginleşiyor..

Bir adam düşün; bir Sur'un tepesinde... Kim bilir aklından neler geçiyor ağır ağır yürürken...Belli ki acelesi yok..bekleyeni de... Aslında yürümesine de gerek yoktur da başka da yapacak bir şeyi yok diye istifini bozmuyor...Yürüyor Sur boyunca...Saçlarının dağınıklığı aldatsa da insanı, belli ki düzeni de seviyor...
Bir adam düşün; bir Sur'un tepesinde... Görüp görebildiği her yer memleketi...Doğup büyüdüğü, havasını kokusunu bildiği,adı gibi emin olduğu, ana kucağı bellediği memleketi...

Bir adam düşün; bir Sur'un tepesinde..İleride bir karaltı görmüş...Kanadı kırık bir kuştur diyor belki; belki de bir kedi yavrusu...İçten içe seviniyor...Sever çünkü hayvanları...İnsana insan gibi bakmadıkları için...Kuralları, Yargıları, hesapları yok diye.. Biraz daha sıklaştırıyor adımlarını...Bir amaca hizmet etmenin getirdiği dinçlik şaşırtıyor...Uzun zaman olmuş böyle hissetmeyeli...

Bir adam düşün; bir Sur'un tepesinde...Karaltıya yaklaştıkça gözündeki ışık huzmesi sönüveriyor...Surdan ayrılmış bir taş parçası oluyor karaltı yaklaştıkça...Olanca gücüyle tekmeliyor onu hayal kırıklığına uğratan o taşı...

Taş yuvarlanırken Sur'un tepesinden yerin dibine; farkediyor, düşenin kendisi olduğunu...

Bir adam düşün; bir varken bir yok oluyor...