26.6.10

Biz bi yerde yanlış yaptık!

2 hafta önce aklıma düşen bir mevzuydu bu. Buraya bu kadar geç yazmamın sebebi de malum, staj yapıyor olmam! O, bir başka yazının konusu olsun...

Ben de öldüğümde arkamda birşeyler bırakmak istiyorum; hatırlanmak istiyorum... İnsanların çoğu gibi. Bu dünyaya geldim gidiyorum. Benim yaşadığıma dair bir iz kalsın diye düşündüğüm olmuştur çoğu zaman. Bunu başarabilen insanlarla dolu bir çevrede yetişiyoruz çünkü hepimiz. Sanatçılar yaptıkları eserlerle hatırlanıyorlar. Tarih derslerimiz var bi kere. Bütün ünlü liderleri öğreniyoruz, her yaptıklarıyla. Ve maalesef sadece güzel insanları hatırlamıyoruz. Sadece güzel günler yok, öğrendiklerimizin içinde. En ünlü seri katilleri hatırlıyoruz; en cani liderleri. Onlarla ilgili araştırmalar yapılıyor; kitaplar yazılıyor. "Bak yavrum, bir de böyleleri var; ne yazık ki biz bunlara da insan diyoruz!" dedirtecek sürüyle insanı tanıyıp biliyoruz. Artık kemikleri bile kalmamışken toprağın altında!

İşte en büyük yanlış burada başlıyor! Tarih boyunca, olan iyi, kötü herşeyin elbette gelecek nesillere aktarılması gerekir. Yaşanan her savaşın, her kıtlığın bilinmesi lazım. Ama Dünya'da kötülükten başka bir şeyde başarılı olamamış; insanlığın yüz karası olmuş bu insanları isimleriyle hatırlamak niye? Neden bu canilerin isimlerini tarih kitaplarında büyük puntolarla yazarak ölümsüzleştirdik? Yaşanan olaylar yazılarak zaten ölümsüzleştiriliyor, olması gerektiği gibi. Olan bu olayı gerçekleştiren kişi diyerek yetinemez miydik?

Gerçekten önemli olan neydi bizim için? Bu olayların gerçekleşmiş olması mı? Bu olayları kimin gerçekleştirdiği mi? Tamam kişilikleri, onları tahlil edip bu gibi insanların profilinin belirlenmesi için önemli ama benim karşısında olduğum şey, onların isimlerini ölümsüzleştirmemiz.

Kimbilir, belki bir çok şey daha farklı olabilirdi bunu başarabilseydik! Belki de bu tip insanlara bile hayran olabilecek kadar çaresiz olanlar, artık onlara hayran olmaz; onları taklit etmezlerdi.
Artık bunu öğrenebilmenin bir yolu yok. Bir çok şey gibi bunu da yanlış yaptık işte...

4.6.10

Hadi özlem giderelim!


İki final arası bi film izleyeyim de beynim açılsın diyorum. Neler varmış diye bakıp Unthinkable 'ı izlemeye niyetleniyorum. Başlıyorum izlemeye; ilk sahne bir kamera çekimi ile başlıyor. Adamın suratında binbir ifade. Belli ki çok duygulu! Ona bakarken birden ne hissettiğini ne düşündüğünü yüzüne bakarak çıkarmaya çalıştığımı farkediyorum. Lie to me den bana miras kalmış! Aklıma düşüyor; "noldu bu diziye yahu?!" diyorum. 2.sezon 10.bölümde kalmıştık en son.( Şöyle abuk subuk yerlerde ara veren dizilere de nası sinir oluyorum!)
Filmi durdurup hemen bi bakıyorum dizinin akıbetine ve sevindirici haberi alıyorum.
7 Haziran Pazartesi günü Lie to Me -Beat the devil isimli yeni bölümü ile sevenleriyle buluşuyor.
Ve biz de keyifle Tim Roth izlemeye devam ediyoruz...