28.3.10

O değil de...

                


O değil de, Ezgi Mola Türkiye'nin Marion Cotillard'ı gibi bence. Ya da Marion Cotillard Fransa'nın Ezgi Mola'sı...
Aynı sempatiklik, aynı içtenlik, aynı ışık... Az daha yüzleri gözleri de benzeyecekmiş!



22.3.10

Hayat Ne Tuhaf; Vapurlar Filan !


Yeni bir gün daha başlıyor. Tüm cemrelerin çoktan düştüğünü gösteren ılık bir hava; tatlı tatlı yüzümü yakan bir güneş ve çiçeklenen ağaçlar. Okula gitmeden Kadıköy'e uğramam lazım, film festivali için bilet alınacak. Salonda kalan 3,5 beter yerden arkadaş yanı koltuklar temin edilecek! Uzun zaman mı olmuş gündüz gözüyle Kadıköy'e gitmeyeli? Hafiften bir sızı içimde; elimi kolumu nereye koyacağımı bilmeden yürürken!
Biletix' e bir güzel hizmet bedellerini bayılarak alıyorum biletleri.İşler tamamlanınca hemen beşiktaş vapuruna yetişmeli derse geç kalmamak için. 45 vapuruna yetişiyorum neyseki. Madem hava güzel, madem vapurdayım; dışarıda oturayım diyorum eskisi gibi! Vapur hareketlenince hafiften bir deniz kokusu geliyor burnuma; İstanbul'da da deniz pek kokmaz ya! Ve güneş vuruyor yüzüme, sıcaklığı içimi ısıtıyor. Kaldırıp kafamı kapıyorum gözlerimi. 25 dakikalığına da olsa doyuyorum günün tüm güzelliğine...
Ve şaşırıyorum; nasıl da böyle mutlu edebiliyor insanı bir güneş, bir deniz, bir bahar...
Gerçekten de şu hayat dedikleri epey bir tuhaf...

21.3.10

Mutlu Et Kendini...

Bizim mutlu olmamız için her daim çalışan, didinen eti browni sonunda intense'i buldu! Tamam o ıslak kek browni ler bizi bizden alıodu, reklamdaki özge özpirinçi gibi ağzımıza burnumuza bulayasımız geliyordu ama daha iyisi de oluyomuş ki...

Artık reklamları da dönmeye başladı kanallarda. Intense'i yerken Demet Evgar gibi durumdan hoşnut sesler çıkarma ihtimaliniz yüksektir! İlk tepki Ezel'deki Ali misali "noluo lan" denmesidir...ufacık tefecik görünür ama içindeki çikolata ilk etapta sizi boğabilecek kadar yoğun gelir. Tadımlık değil, kısa bi süre için de olsa doyumluktur. 

Her derde deva browni intense'i bulan üreten dağıtan herkesten Allah razı olsun; her yer çikolata dolsun...(Amin)

18.3.10

Xpand ' den Özür Dilerim!


Ben çok atıp tutmuştum daha önce xpand ile ilgili okuyan bilir. Yok başımı ağrıttı, yok güzel göstermedi. O da yalan oldu! Aslında baya baya iyiymiş bu Xpand de... My bloody Valentine filminde bana çektirdiği eziyet kat be kat keyif olarak Alice in Wonderland ile geri döndü. Meğerse gayet güzel bir görüntü ile hiç yormadan sıkmadan bir film keyfi yaşatabiliyormuş bana AFM.
Aynen bir önceki gibi Profilo Afm de izledim filmi. Bu sefer Doan ile birlikte (iyi oldu..çok da güzel oldu...). Yani aynı yerde,aynı salonda bir başka filmle aynı teknolojiyi tekrar tecrübe ettim,kıyasladım ve anladım ki önceki eziyetim tamamen o filmin b** yemesiymiş.


Film için zaten bişey demicem,altyazılı seçeneği ile 3D gösterilmemesi gibi bi eksiği hariç eğlenceliydi. Gerçi çok daha büyük beklentilerle bu filme gidildiğine eminim, o kadarını verememiş. Alice ile daha önceden haşır neşir olmayan bünyelere daha iyi geldiği söyleniyor!

Nihayetinde Tim Burton 3D film hayalini gerçekleştirdi, bize de keyfini sürmek kaldı...

O, Öyle Değil Aslında...

"herşey biter" diyorlar ya hani... Yalan o aslında! Yok öyle bişey...Herşey bitmiyor; biter diye başlamıyor. Biraz bencillik, biraz korkaklık oluyor bitenlere sebep. Basit sevgiler, biten sevgiler oluyor. Oysa ki sevmenin içinde yok böyle bişey...
Birinin hayatına dahil olabilmek, kendi hayatına dahil edebilmek. Paylaşmaktan, birleşmekten korkmadan.
Becerebildiğin sürece...Bunu istediğin sürece... Biten hiç bişey yok aslında... İster tek başına yaşa bunu, ister birlikte... Bitmeyen bu şeyin adına sevgi diyoruz işte...