28.2.10

Seyr-ü Sefa


Acayip bol, bereketli haftalara girdik. İyi, kötü ama her halükarda görülesi bir sürü film giriyor vizyona peş peşe...

Genelde bilgisayar başında bir linkten indirerek, dvd sini alarak veya hiç olmadı internetten online izliyoruz filmleri bir çoğumuz. Seviyoruz böylesini. İstediğimiz an başlayıp durdurabilme, yıllar yıllar önce çekilen filmleri durup dinlenip tekrar izleyebilme ve istediğimiz kadar rahat izleyebilme lüksünü ucuzundan güzel güzel yaşıyoruz. Ama arada bir ekonomiye biraz can vermekte de fayda var! Vizyona giren bunca yerli ve güzel film varken evde oturmamak gerek. Yaz oldu mu mumla arar oluyoruz bir haftada 2 den fazla filmin vizyona girdiği zamanları.

Eyvah, eyvah; Veda; Son istasyon; Romantik komedi; (sevenine) Recep ivedik.... Bir yandan da Nine; Invictus; The Wolfman; The Lovely bones.. Daha ne olsun! Hazır gnctrkcll' nin klasikleşen sinema kampanyası da yeniden başlamışken artık biraz da geniş perdeden film izleme keyfine varalım...
7.sanatı sosyalleşerek yaşayalım...


Marion Cotillard için Nine; Levent Kırca için Son İstasyon izlenilesi...

14.2.10

Zamanın Getirdikleri...

Sanırım başardım sonunda... Bulunduğum durumdan sıyrılıp kendime uzaktan bakmanın nasıl bişey olduğunu biliyorum artık... Türlü türlü hallerimi izliyorum, bir başkasıymış gibi...
Olacaklardan bihaber heyecanlanmasına üzülüyorum, bir otobüsün içinde...Giden birinin ardından bakakalışını görüyorum, bir trafik lambasının altında... Yakın bir arkadaşının yanında eskiye duyduğu özleme tanık oluyorum, küçük bir cafede otururken... Eften püften konulardan saçma sapan konuşmasını dinliyorum, ailesiyle birlikteyken...
Bütün olan bitene sadece seyirci kalabilmeme hayret etsem de, akışına bırakmanın aslında bu anlama geldiğini farkediyorum...

Her zaman güzel şeyler olacağını düşünmek gibi bir aptallıktan kurtuluyorum nihayet...

Before Sunrise...Before Sunset

İzlemeden önce deselerdi, tüm film boyunca sürekli konuşan insanları izlemenin zevkli bişey olacağını, pek ihtimal vermezdim. Ama öyleymiş! Fırsattan istifade iki filmi peşpeşe izledim. Derste hoca konuşurken daha 10 dakika geçtikten sonra ne anlattığından bihaber olan ben, tüm konuşmaları kaçırmadan takip ettim. Gülümsedim bazen anlattıklarına, bazen de beni anlatıyolar diye daha bi dikkat kesildim. Eğlendim kısaca kendi oluşturdukları bu macerada onları izlerken. Before Sunrise' ı daha çok beğendim tabi; muhabbetlerin hiç kopmadan doğal bir şekilde uzayıp gidebilmesi, aptal bir erkekle aşırı duygusal bir kızı buluşturması güzeldi...
İki filmi birlikte düşününce, başı sonu belli bir film bu da diğerleri gibi... Before sunset çekilmeseymiş, belki o belirsizlikle daha bi etkileyici kalabilirmiş ve Ethan Hawke bu filme hiç yakışmamış. Ama güzel bir seri nihayetinde, izlenmeli... 
Sunrise' ın sonunda, bulundukları mekanları tekrar göstermesi ise çok iyiydi...