25.1.10

Yapılası Şeyler!

YAZI.1


Bazı şeyler vardır; hayatın güzel taraflarını daha rahat görmenizi sağlar. Derin bir nefes aldırır, gülümsetir. Bulutların ardından yansıyan günışığı misali hayata biraz renk katmak, günü aydınlatmak için düzenli olarak yeterli dozda alınması gerekir. İşte once sountrack i de bu bilinçle tüketilmelidir. Hissederek, tadını çıkararak dinlenmelidir. Filmi de güzel, bu şarkıları bir hikayeye dayandırarak dinlemek daha bi zevkli, ama sadece şarkılar, bu yazıyı yazdıran. Durup dinlenip bol bol dinleyin derim...

YAZI.2


İşte Ellen Page, son filmi Whip It ile karşımızda. Roller Derby atleti Shauna Cross'un Derby Girl romanından uyarlanan ve Drew Barrymore'un yönetmenliğini yaptığı 2009 yapımı bir film Whip it. Ellen Page' in başrolde olması dışında nedir bu filmin özelliği? Öncelikle çok eğlenceli ve keyifli bir seyir sizi bekliyo bu filmde. Yalnızca hareketli değil, aynı zamanda yer yer kahkaha atabileceğiniz eğlencede bir filmden söz ediyorum. Ayrıca feminist bir yaklaşım olarak algılanmasın ama, günümüze dek gelen, bir amaç uğruna didinen ve savaşan, içindeki cevheri ortaya çıkaran erkek modeli gidiyor ve kahraman kızımız babe ruthless bliss geliyor! Yani bu filmde başroldeki kahramınımız ve onun yakın çevresi de dahil olmak üzere kızların hikayesini izliyoruz. Bu tarz filmlerde maalesef bunu pek göremediğim için, güzel örnekler var ama elbette-amelie ve juno gibi-, bu filme balıklama atlıyorum! Ve bu güzel filmin görülmesini tavsiye ediyorum...
Ayrıca Drew Barrymore & Ellen Page güzel bir kombinasyon olmuş...

20.1.10

Eski Dost, Düşman Olmaz...

Bu bir Paranormal Activity yazısıdır...



Kendimi bildiğim ilk zamanlardan itibaren en sevdiğim sinema türü olmuştur korku-gerilim. Sonra sonra gördük diğer türlerdeki filmler de güzel olurmuş, hatta en çok primi onlar alırmış ama işte bendeki bu sahiplik duygusu; hani asıl taraftarı olduğunuz 4 büyüklerden bir takım memleketinizin takımıyla maç yaparken yalnız o gün için takım değiştirirsiniz ya. Veya sorsalar hangi takımlısın diye, fenerbahçe bi de orduspor dersiniz ya işte korku filmleri de öyle yerleşmiş hayatıma.

Abime özenirdim hep, bi de onunla aşık atmaya çalışırdım boyuma bakmadan. Hiç korkmuyorum ben havalarında başlardım filme; sonra sonra sinerdim koltuğun içine doğru. Filmleri izledikten sonra, chucky kanepenin altından çıkacak; freddy tırnaklarını bir kulağımdan sokup öbüründen çıkaracak gibi gelirdi! Yanlış bir hevesti belki o yaşta ama Lorelai'ın kahve bağımlılığı gibi ben de bununla gurur duyuyorum nedense!

Güzel filmler olurdu star tv'nin parlament pazar gecesi sinemasında. Onu beklerdim dört gözle. Ama hep geç saatte verilirdi bu tür filmler, çocuklar hiç izleyemesin diye. Çoğu zaman da amacına ulaşırdı. Hep aynı sahne, gözlerimin önünde hala; geç saate kadar filmin başlamasını bekler veya ancak başını izleyebilir sonrasında annem tarafında yatağa sürüklenirdim. Yine de aklımda hep; chucky, freddy, michael myers, o ve adı hatırlanamayan nicesi...



Zaman geçtikçe o kadar da rahat izleyemez oldum ama. Kenardan köşeden fırlayan kedilerle zıplar, kan revan içindeki sahnelerden hazzetmez oldum.
Ama yine de iyi bir korku filmi izlemenin yerini hiç bişey tutamaz. Ve nihayet geçen gün bunu tecrübe edebildim uzun bir aradan sonra...
Ne zamandır bilgisayarımda duran ama görebileceklerimden dolayı bir türlü izlemeye heves edemediğim Paranormal Activity filmini Gökhan'ın; "sakın izleme, boşver" şeklindeki yorumunun hemen ardından izleyiverdim. Ne olur ne olmaz, kendimi boş yere harap etmeyeyim diye düşünerek gündüz vakti izledim hem de. İsabetli bir karar vermişim, zira gece yapacağı etki şu zamankinden daha katlı olurdu heralde ve bunu isteyecek normal insan sayısının yok denecek kadar az olduğuna eminim.


Her zaman olduğu gibi sonla ayrı düşsek de, türünün güzel bir örneği olarak amacına ulaşan bir yapım olmuş. İzlemesi ise son derece keyifli!-gerçek anlamda böyle gerildiğim en son the strangers vardı sanırım ama o da bunun 7'de 1'i kadar olmalı...
Etkisinin uzun süreceğini düşünerek insanlara yok yok izlemeseniz de olur desem de kısa sürede bu etkiden kurtulunabildiğini öğrenmiş oldum. -mirrors izledikten sonra aynalara bakmaktan ne kadar çekiniyorsanız, bu filmden sonra da karanlıktan ve kapılardan o kadar tırsabilirsiniz.- Ve artık daha mantıklı önerilerde bulunabilirim. Eğer, filmin film olduğunun farkında olurum, izler geçerim diyorsanız bu filmi kaçırmasanız iyi olur. Ama derseniz ki, ben ruhani olaylara gelemem etkisinde kalırım; o zaman boş yere filmi izleyip de kendinize işkence etmeyin derim.

9.1.10

Bu da var...


Sormak isteyene...http://www.formspring.me/VONALI

Allah'ın Emri...AVATAR Yazısı !


Çok konuşuldu, çok yazıldı... Önümüz arkamız sağımız solumuz avatar oldu! Gitmeyenin bile artık filmi izlemiş hissine kapıldığı ve spoilerların havada uçtuğu bir durumda tutup da filmin artısı eksisi neydi; konusu nasıldı; oyuncular nasıldı elbet bunlardan bahsetmeyeceğim.
IMDB de 32. sıraya çıkmış bir film hakkında söylenecek çok şey var aslında! Ama şunu da belirtmek gerek, bu yükseliş konusundan ziyade kullandığı teknoloji sayesinde gerçekleşti. İşte bu yazı da bunun için yazıldı; 3D film izlemeden önce bilinmesi gerekenler.
Avatar'ı izlememle birlikte 3D film izlemek için kullanılan 3 teknolojiyi de görmüş oldum. Bunları karşılaştırıp nelerle karşılaşabileceğinizi bir görün istedim. Her yerde birbirinden farklı o kadar çok yorum yapılmış ki...

Bildiğimiz gibi 3D filmler IMAX, XPAND 3D ve REALD 3D olarak izlenebiliyor. IMAX içlerinde açık ara en iyisi. Tabi kendi orjinal ortamında. Yani IMAX in perdesi, ses sistemi, görüntü sistemi diğerlerine göre çok daha farklı. Eğer afm istinyepark da bunları göreceğinizi sanıyorsanız yanılırsınız. Bu nedenle "ya yurtdışında da bu filmi ne kadar abarttılar" demeden önce bizden daha çok şey gördüklerini aklımızdan çıkarmayalım.
Ama yine de diğerlerinden daha güzel bir seyir olacağına eminim.

Sonra Xpand ve Reald geliyor. İkisinin arasında görüntü açısından pek bir fark olduğu söylenemez. Belki xpand de 3boyutu biraz daha fazla hissedebilirsiniz. Yalnız Xpand gözlükleri daha ağır olduğu için doğru takılmadığı takdirde baş ağrısına sebep olabiliyor ve gözlüğün sahip olduğu bir özellik yüzünden hareket ettiğiniz zaman görüntülemedeki bir sorun nedeniyle gözde ağrıya ve bulantıya neden oluyor. Ben film sırasında çok kıpırdayan biri olduğumdan bunun acısını çok çektim. My Bloody Valentine 'i Xpand le izlemiştim ve çıktığımda cidden çok rahatsız hissetmiştim. Başka yerlerde, başka filmlerde bu sorun yaşanmıyor olabilir ama artık üste para verseler bunu tercih etmem.

Reald 3D yi ise Ice Age 3 ile tercübe etmiştim. Fazla derinliği yoktu ama bunun filmden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. İzlemesi çok keyifli ve rahattı, dolayısıyla herhangi bir zamanda IMAX gösterimi olmayan bir film için tercihim yine reald olacaktır.

Son olarak film hakkında bi iki şey söyleyeyim. Sırf istediğimiz yerde oturabilmek için sabahın köründe gittik istinyepark'a(11:00) ve salondan çıktığımızda saat 14:00 dı. Yani film boyunca tek bir ara bile verilmedi. Haliyle bu biraz yorucu oldu ama yine de değdi dedim! Akşam olunca biraz göz ağrısı çektim ama bir iki saate bişeyim kalmadı. Dr. Grace Augustine rolünde izlediğimiz Sigourney Weaver ve Trudy Chacon rolündeki Michelle Rodriguez de yine çok iyiydi...İyiki bu filmde yer almışlar. Bi de Dr. Grace'in Avatarı en süper avatardı!

Hala izlemediyseniz bu filmi, imax ile, izlemelisiniz... İyi seyirler...

5.1.10

Bu Tekirdağ Havaları...


Seviyorum İstanbul'un bu zamanlarını... Soğuk yüzünü yakarken, bi taraftan güneşle ısınmayı. Tekirdağ'ı hatırlatıyor bana bu havalar. Yatılı lise yaşantımı, arkadaşlarımı, geçmişimi hatırlatıyor. Belki de ondan seviyorum bu kadar çok... Millet yaz için başlamışken çoktan gün saymaya, ben gülümsüyorum kendi kendime bu tekirdağ havasını soluyarak... Yine o zamanı yaşıyormuş gibi varsayarak...
Ve hiç bitmese diyorum... Hiç bitmeseydi...

4.1.10

En Güzel Doodle!


Google'ın özel günlere özel logolar hazırladığını hepimiz biliyoruz. Böylelikle aklımızda olmayan, belki olsa da bir işe yaramayacak önemli günleri bize hatırlatmış oluyorlar. Bu doodle'lardan - doodle nedir?- bazıları beni çok eğlendirirken bazılarına bakmaya dayanamadığım için google'a tüm gün girmediğim olmuştur. Sir Isaac Newton 'un doğum günü için yapılan bu doodle ise şimdiye kadar gördüklerimin en iyisi oldu. Daha enteresan, belki daha çok üstünde durulmuş olanlarını da gördük bu zamana kadar ama  o elmanın dalından düşmesi yok mu! Bayıldım işte...

Daha çok doodle için buraya...